vonMerve Namlı 04.01.2021

DontWannaBeTooCool

Worte über Queer-Feminismus, Antirassismus und Musik

Mehr über diesen Blog

Yüzölçümünün %66’sı aktif fay hatları üzerinde olan Türkiye’de nüfusun %70’i deprem riski taşıyan bölgelerde yaşıyor. Ülke 2020 yılını da ölüm ve yaralanmalara sebep olan depremlerle geçirdi. 24 Ocak 2020 tarihinde yerel saatle 20.55’te Elazığ ilinde meydana gelen 6.7 büyüklüğündeki deprem sonucu 41 insan hayatını kaybetti ve 1466 kişi hafif ve orta derecede yaralandı. 30 Ekim 2020 tarihinde yerel saatle 14.51’de İzmir ve Yunanistan’ın Samos adası açıklarında hissedilen 4.2 büyüklüğündeki depremde ise 114 kişi hayatını kaybetti, 1035 kişi ise yaralandı.

Kuzey Anadolu Fay Hattı, Kaynak: NASA

Ülkenin en yoğun nüfuslu ili İstanbul, Türkiye’yi yatay olarak ikiye ayıran ve büyüklüğü 7,2 olan 1939 Erzincan depreminden bu yana sismik faaliyetlerle dağılan ve Nasa’ya göre dünyanın en ölümcül deprem hatlarından birisi olan Kuzey Anadolu Fay Hattının batı ucunda yer alıyor. 1766’dan sonra ciddi bir deprem olmayan İstanbul fayında önümüzdeki 30 yıl içerisinde 7,5 büyüklüğünde bir deprem olması bekleniyor. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’ne göre, beklenen bu depremin  zamanı veya potansiyel etkisi hakkında tahmin yürütmek imkansız olsa da, İstanbul’daki 1,2 milyon binanın neredeyse beşte birinin, orta ila şiddetli hasara uğrayacağı ve söz konusu depremin 12.000’den fazla ölümle sonuçlanacağı tahmin ediliyor. Bu tahmin, 10 yaşında iken depremin en çok hasar verdiği ilçelerden biri olan Tuzla’da şahsen deneyimlediğim, 18 bin 373 kişinin hayatını kaybetmesi, 23 bin 781 kişinin yaralanması ve 505 kişinin sakat kalmasına sebep olan 1999 depreminin verdiği hasarlarla da örtüşüyor. Kasım ayında Medyascope’a konuşan İBB Deprem Risk Yönetimi Kentsel İyileştirme Daire Başkanı Tayfun Kahraman da İstanbul’daki konutlardan en az yüz elli bininin tehlikede olduğunu ifade ediyor. 

İzmir depreminin hemen ardından CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun’un Çevre ve Şehircilik Bakanlığına sunduğu depreme hazırlık temalı raporda, İstanbul’da bulunan 790 bin binada deprem riski değerlendirmesinin olmadığına dikkat çekiliyor. 1999 İstanbul depremini takiben 2001 yılında çıkarılan 4708 sayılı Yapı Denetimi Yasası, yeni binaların depreme dayanıklılık denetiminden geçmesini zorunlu tutuyor. Ancak yasa, depreme karşı yapı denetimini, ücretini binanın müteahhidinden alan özel firmalara bıraktığından 2001 sonrası yapılan yeni binaların da depreme gerçekten ne ölçüde dayanıklı olduğu bilinemiyor. 

Hükümet Deprem Felaketine Daha Etkin Hazırlanabilmek Adına Ne Yapıyor? 

Erdoğan, Elazığ depreminin ardından yaptığı konuşmasında bir imtihandan geçiyoruz diyor. Cumhurbaşkanının sık kullandığı bu dini söylem, ne yazık ki bilimsel bir gerçeklik olan depremleri engelleyemiyor. İstanbul başta olmak üzere, Türkiye genelinde son on beş yılda inanılmaz bir hızla ilerleyen kontrolsüz konutlaşmaya karşı herhangi bir önlem almayan hükümet, imar affı gibi kısa vadede para getiren ancak uzun vadede insanların hayatlarını kaybetmelerine ya da sakat kalmalarına sebep olan kötü uygulamalardan da vazgeçmiyor. 

Hükümetin depremle mücadelede zayıf kaldığı noktalardan biri de deprem vergilerinin etkin kullanılmayışı. Elazığ depremin hemen ardından Kızılay Başkanı Kerem Kınık sosyal medya hesabından paylaştığı “Bölgedeki vatandaşlarımızın olumsuz şartlardan korunması için ihtiyaç duyulan malzemeleri bölgeye sevk ediyoruz. Kızılay’a destekleriniz için Deprem yazın 2868’e SMS yollayın 10 TL katkıda bulunun. Dilediğiniz kadar gönderebilirsiniz. Gün dayanışma günü” mesajı, sosyal medyada büyük tepki topladı ve halk, kimi kaynaklara göre 10 milyar kimi kaynaklara göre 40 milyar dolar civarında toplanan deprem vergilerinin nereye harcandığını sormaya başladı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı İstanbul Planlama Ajansı Vizyon 2050 Ofisi, İstanbul Kentsel Analiz Raporu’na göre, “riskli alan” olarak belirtilen ilçelerde kentsel dönüşüm için kullanılması gereken bütçe ve yaptırımlar, bu amaç doğrultusunda değil, arsa değeri yüksek ancak deprem riski düşük ilçelerde yeni yapılaşma ve rant alanları yaratmak için kullanılıyor. 2012 yılında, İBB tarafından hazırlanan “İstanbul İlçe Bazlı Toplam Risk Dağılımı” çalışmasına göre İstanbul’da deprem sonrasında en çok can ve mal kaybının yaşanacağı ilk üç ilçe sırasıyla Fatih, Bahçelievler ve Avcılar. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca 6306 sayılı yasa ile “riskli alan” ilan edilen bölgeler arasında bu en riskli üç ilçeden hiçbir mahalle yer almıyor. Bakanlığın riskli ilan ettiği bölgeler Armutlu, Derbent, Çubuklu gibi “deprem riski düşük, arsa değeri yüksek” alanlar. Deprem riski yüksek ilçeler ile afet ve kentsel dönüşüm bölgesi olarak ilan edilen bölgeler arasındaki bu bağlantısızlık aşağıdaki haritada da açıkça görülüyor. (Kırmızı renklendirilen alanlar Türkiye Çevre ve Şehircilik Bakanlığının “riskli alan” ilan ettiği bölgeler, sarı renklendirilen alanlar ise Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı tarafından riskli olarak tespit edilen bölgeler (BİMTAŞ, 2020))

Kaynak: İstanbul Kentsel Analiz Raporu

Muhalefet, deprem vergisinden elde edilen gelirlerin bütçeye aktarıldığını iddia ediyor ve hükümetin, bu vergi gelirlerini ayrı bir deprem fonu oluşturularak orada kullanması gerektiğini söylüyor.

Ne Yapmalı? 

TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulunun 30 Ekim 2020 tarihli “İzmir Depremi İlk Gözlem Raporunda” getirilen ve aşağıda sıralanansomut talep ve öneriler  uygulandığı takdirde, yalnızca depremlerle daha etkin başa çıkılmayacak, beklenen büyük İstanbul depremindeki can ve mal kaybı da azaltacaktır: 

Denetimsiz ve kaçak yapılaşmaya derhal son verilmelidir. 

İmar afları yasaklanmalıdır. 

İmar barışı adı altında ruhsatlandırılan tüm ruhsatlar iptal edilmelidir. 

Mevcut yapı denetim sistemi, zeminle ilgili mühendislik çalışmalarının arazi denetimlerini kapsamalıdır. 

2011 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla uygulamaya konulan “Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı” geciktirilmeden uygulamaya konulmalıdır. Başta Hastaneler, Okullar ve Kamu binaları olmak üzere kentimizdeki tüm kaçak, imara aykırı ve deprem riski içeren yapıları tespit etmek için ülke genelinde bir envanter çalışması yapılmalıdır. 

Deprem Master Planı yenilenmelidir. 

Tüm paydaşlarla birlikte il genelinde öncelikli risk grubunda yer alan yapıları belirleyerek, bu yapıların güçlendirilmesi veya yıkılıp yeniden yapılması sağlanmalıdır. 

Yapı tasarım, üretim ve denetim süreçlerinde TMMOB’a bağlı meslek odalarını devre dışı bırakan uygulamalara son verilmelidir. 

Odaların mesleki denetim faaliyetleri üzerine konulan engeller kaldırılmalı, Yerel Yönetimler bu konuda üzerlerine düşenleri eksiksiz yerine getirmelidir.

Anzeige

Wenn dir der Artikel gefallen hat, dann teile ihn über Facebook oder Twitter. Falls du was zu sagen hast, freuen wir uns über Kommentare

https://blogs.taz.de/dontwannabetoocool/2021/01/04/tuerkiye-beklenen-bueyuek-depreme-ne-kadar-hazir/

aktuell auf taz.de

kommentare